Aşk ve Acı Üzerine

İnsanlar arasındaki çatışmanın temelinde karşılıklı verilen değerlerin aynı seviyede olmaması yatar.

Değer verdiğin bir insandan verdiğin değerde veya ondan fazla olmasa da ona yakın bir değer görmeyi beklersin. Her ne kadar bir beklenti içinde olmadığını da düşünse kişi, elinde olmadan bu beklenti içerisinde oluyor. Bu değeri görmediği zaman da insanda kendi değerini sorgulama başlar. Sonrasında ise kendine az değer verilerek haksızlık yapıldığı, hakkının yenildiği düşüncesi, bunu takip eden hırslanma ve çatışma ortamı.

Her davranış, her bakış bu değer veriş ile ilişkilendirilir ve bu insan ruhunda fırtınılara neden olur. Güçlü değilse kişiler, kendi değerlerinden emin değillerse, bu sefer karşıdaki insanı, bir zamanlar yere göğe sığdıramadıkları insanı kötüleme ve değersizleştirme çabasına girerler. "Sen beni madem o kadar değersiz görüyorsun, bak sen de böyle değersizsin" gibisinden bir çabadır bu ve her iki tarafıda gereksiz yere çok hırpalar.

Bu sadece çiftler arasında olan bir durum değildir. Arkadaşlar hatta kardeşler arasında olabildiği gibi, ebeveynler ve çocukları arasında da olabiliyor.

Bu kişinin öz saygısını, öz değerini koruma çabasıdır.

Bu konuyla ilgili basit bir örnek verelim:

Arkadaşlarınızla sinemaya gittiniz ve sevdiğiniz kişiye bu bilgiyi vermediniz. Bu size göre çok normal bir şeydir. "Ne yani, tuvalate giderken de mi haber vereceğim?" sorusunu sorduğunuzu duyabiliyorum.

Ben de kesinlikle haber vermelisiniz demiyorum ama karşınızdakinin beklentisi haber vermeniz yönündeyse, o kişi ona verdiğiniz değeri bununla ilişkilendirir.

Bu durumda haber vermeniz sizin ilişkinizin karşılıklı saygı temelinde yürümesi için özellikle önem teşkil etmektedir. İnanın bana belli bir süre sonra haber vermemeniz problem teşkil etmeyecektir. İnsanlar ilk başlarda böyle küçük şeylerden anlamlı şeyler çıkarmaya meyillidirler. Bu, kişilerin isteyerek yaptıkları şeyler değillerdir. Hele hele ilişkinin başında ise kişi, karşısındakinin gözündeki değerini anlayabilmek için her bir fırsatı değerlendirir ve her bir şeyden bir anlam çıkartır.

Sinemaya girerken öncelik vermenizden tutun da, restoranda ilk önce ona ne istediğinin sorulmasına kadar. Sabah ilk "günaydın" diyen olunmasından tutun da akşam yatmadan önceki son şeyin "iyi geceler" olmasına kadar yapılan veya yapılmayan her şey, en ufak ayrıntısına kadar "değer verme" ölçütüdür.

Ne yapmalı?

Bu gibi çatışmaları önlemenin en kolay yolu karşıdaki ile açık ve anlaşılır bir şekilde iletişim kurmaktır. Beklentileri en yalın ve anlaşılır bir şekilde anlatmak ve bu beklentileri karşılıklı olarak değerlendirmek hem ilişkiyi kurtarır, eğer her iki taraf ta istiyorsa, hem de kişinin yıkıcı tutum ve davranışlarının önüne geçer. Unutmayın ki iletişim ile çözülemeyecek bir sorun yoktur

Burada önemli olan kişinin "ben böyle istiyorum" gibisinden bir yaklaşıma girmeden, neyi neden istediğini ve kendisindeki anlamını anlatabilmesidir. Yoksa, sadece "ben böyle istiyorum" yaklaşımı karşı tarafa "ezmeye çalışıyor" veya "egosunu tatmin etmeye çalışıyor" mesajı göndereceğinden, özellikle kaçınılması gereken bir durumdur.

Eğer söylediğiniz halde geçerli bir neden ileri sürülmeden isteğiniz bertaraf ediliyorsa veya kaâle alınmıyorsa, üzgünüm, siz karşıdaki kişinin pek de önem verdiği bir insan değilsiniz. Siz sadece geçici bir insansınız. Ya bunu böyle kabul edip devam edin ya da o kişiden uzaklaşın.

Çünkü hem kabul etmeyip hem de devam etmeniz sizin için çok acı verici bir hâl alır. Zaman içerisinde aileniz ve çevrenizdeki insanlara karşı daha kırıcı olursunuz. Çünkü ne "sevdiğiniz" sizi anlamaktadır, ne de geçtiğiniz süreci, yaşadığınız ıstırabı aileniz anlayabilmektedir.

Ama bunun sebebinin acaba sadece aileniz olmadığınız anlayabildiniz mi? Ailenize durumunuzu açıkça anlatıp, yaşadığınız süreci ve hissettiklerinizi söyleyip yardım istediniz mi? Çoğu kişinin buna verdiği cevap "HAYIR"dır.

O halde ilk önce siz yaşadıklarınızı, hissettiklerinizi ailenizle veya güvendiğiniz, size gerçek anlamda öğüt verebilecek ve bir çıkış yolu gösterebilecek bir insan ile paylaşın, ondan sonra suçlamaya başlayın. Unutmayın ki suçlamak dünyanın en kolay işidir.

Anne-Babalar ne yapmalı?

Unutmayın ki o sizin üzerine titrediğiniz, canı yanmasını istemediğiniz, gözünüzden bile sakındığınız evladınızdır. O dahi bunları yaşamayı kendisi istemedi. Kim bu acıları yaşamayı ister ki? Bu yüzden belki de anlayış ve hoşgürünün sınırlarını zorlayan bir tavır takınmanız gerekebilir. Ama her ne yaparsanız yapın aşağıdakileri söylemeyin / yapmayın:

  • Sen zaten salaksın, hak ediyorsun
  • Ayrıl ondan
  • Bana ne. Sen istedin bu durumu.
  • Bak şu kişiye, o hiç öyle yapıyor mu?
  • Ben sana söylemiştim. O kişiden hiç bir halt olmaz. Defet gitsin.
  • O kişi ile görüşmeni yasaklıyorum
  • Bunların yerine evladınızı sevin, ona onu çok sevdiğinizi hissettirin. Ona bu yaşadığı zor süreçte yardımcı olun ama kararları ona bırakın. Yönlendirebilirsiniz ama yönlendirmeleriniz sevgi temelinde olmalı. Onu severek ve onu düşünerek öğütler verin. Aynı durumu yaşamış insanların yaptıklarını güzel bir dille anlatın. Kesinlikle kırıcı olmayın.

    Eğer sizin başa çıkamayacağınız bir durum var ise lütfen bir doktor ile konuşup profesyonel bir yardım alın.

    Unutmayın ki onun yaşadığı en ufak sıkıntı ve üzüntü sizi derinden üzer ve yaralar. O yüzden en az yara almasına, en az seviyede üzülmesine uğraşın. Ve yine unutmayın ki bunu o kişiyi bir fanusta yetiştirerek sağlayamazsınız, eninde sonunda bu olaylarla yüzleşecek ve üzülecektir.