Aşk ve Acı Üzerine

Karşısındakine hak ettiğinden fazla ya da az değer veren, aradaki farkı kendi değerinden kaybeder.

"İnsanlar arasındaki çatışmanın temelinde karşılıklı verilen değerlerin aynı seviyede olmaması yatar" yazısında belirttiğim durum ile aynı gibi görünen ama tam zıddı bir durumdur bu. O yazıda karşısındakini değersizleştirme vardı, bunda ise insanın kendini değersizleştirmesi ile birlikte karşıdakinin kişiyi değersizleştirmesi vardır. Bu genelde çiftler arasında görülen bir durumdur.

Bir çift ele alalım: Biri diğerine hak ettiğinden daha fazla değer versin. Normalde herkesin gözünde kendine biçtiği bir değer vardır. Eğer verilen değer o kişinin kendine biçtiği değerden daha fazla ise bu sefer değer biçilen kişi, değer biçen kişinin değerini düşürmeye başlar, bu davranışlara hemen yansır. Önceleri tavır yapmalar başlar. Çünkü madem kendisi hak ettiğinden daha fazla değer veriliyorsa, ona o değeri veren kişi kendisinden daha değersiz olmalı ki bu değer bu kadar tavan yapıyor.

Haddinden fazla değer veren kişi, karşısındakinin gözünde kendi değerini restore etmeye çalışır. Bu restorasyon süreci genelde daha fazla değer vererek karşısındaki kişiye "bak ben sana bu kadar değer veriyorum, seviyorum sen de bana değer ver, sev artık" dürtüsüyle yapılır ki bu da "ateşe benzinle gitmek" gibi bir etki yapar. Değer veren taraf sevdiğini söylediğinde karşı taraftan bir cevap gelmez, nedeni sorulduğunda da "hak etmiyorsun, hak edersen söylerim" gibi bir cevap alınır.

Bunun sonrasında aşağılama ve hakaret süreçleri başlar. Kişiler en başta tanıdıkları kişiden farklı bir kişi bulur karşısında. Artık değer verilen kişi onun hiç bir değer ve inancını beğenmez ve her şeyi eleştirir olmuştur. Kılığından kıyafetinden, eğitiminden (gittiği okul, bitirdiği okul, gittiği dershane, okuduğu kitap vs) dünya görüşüne, inancından fiziksel görünüşüne, ailesinden arkadaş çevresine, arkadaş ve ailesiyle olan ikili ilişkilerinden, kendisiyle olan ilişkisine kadar her şey onun eleştiri alanı içerisindedir. Eleştirilerini de "senin daha iyi bir insan olmanı istiyorum" ile "senin incinmeni, incitilmeni istemiyorum" arasında sıkıştırır. Çünkü kendisi her şeyi bilen, üstün akıldır. Onu o hale getiren de değer veren kişinin kendisidir. Sosyal medya dahil her türlü davranış kısıtlanması, arkadaş kısıtlanması bu safhada ortaya çıkar. Kişilerin inançlarından ve kendinden, değer yargılarından kuşku duyması ile devam eder. Çünkü karşısındaki kişi bütün bu kararları onun iyiliği için almıştır, çünkü karşısındaki kişi onu çok sevmektedir, o onu herkesten daha çok düşünmektedir, o onun bile farkında olmadığı tehlikelerden haberdardır ve onu bu tehlikelerden korumaya çalışmaktadır.

Belli bir noktadan sonra da tüm hayatın kontrolü o hak ettiğinden fazla değer verilen kişinin eline geçmiştir. Değer veren ise yeniden yaratılmış, belli kalıpların içerisine sıkıştırılmış bir kişiliğe mahkum olur. Mutluluk/mutsuzluk, iyilik/kötülük yani kısaca bütün değerler onun değildir. Dünyaya onun gözleri ile bakmaya, onun gibi düşünmeye, onun gibi hissetmeye, onun gibi yaşamaya çalışılır. Dinlenilen müzik, hedef alınan meslek, sevilen film hatta ve hatta hastalık bile onun takdirini kazanmak içindir.

Haddinden fazla değer verilen kişi, değer veren kişiyi suçlu hissettirmek için herşeyi yapar (bunları bilinçli yapmayabilir de). Hastalanır, "bak gördünmü senin yüzünden hastalandım". Kaza geçirir, "bak gördünmü senin yüzünden kaza geçirdim" der. Kendine zarar verir, "senin yüzünden oldu" der. Başına gelen her türlü olumsuzluğun suçlusu tümüyle değer veren kişidir. Hatta kötü davranmasının temelinde de değer veren kişinin "yeterince" iyi olmaması, normalde "onu hak etmemesi" yatar. Sonuçta olay öyle bir noktaya varır ki "söylenen iyi bir söz" bile onun, değer veren kişiye bir lütfu gibi olur. Değer veren kişi daha fazla değer vererek telafi etmeye çalışır. Daha fazla ilgi göstererek ve dediklerini daha dikkatli yapmaya çalışarak durumu düzeltmeye çalışır. Bu bağlanmayı ve sorunu daha da fazlalaştırır ve her şeyi daha karmaşık hale getirir çünkü bir tarafta bastırılmış bir kişilik, bir tarafta da yüceltilmiş bir ego vardır.

Hak ettiğinden daha az değer verildiği durumlarda da bu sefer değer verenle değer verilen yer değiştirir ve yukarıdaki sonuçların/yaşananların benzeri yaşanır. Yani her iki durumda da değer veren, değerinden kaybeder.

Biraz karışık oldu galiba. Bir örnekle daha iyi açıklayabilirim herhalde.

Ali ve Ayşe olsun kahramanlarımız. "Ayşe Ali'yi seviyo" duvar yazımız da sloganımız olsun.

Ayşe Ali'yi yere göğe sığdıramaz. Hayatının anlamı o olmuştur. Ona çok değer vermektedir ve bunu da hissettirmektedir. Gel gör ki Ali de Ayşe'yi sevmektedir ama artık ilk günlerdeki göstermiş olduğu ilginin yerinde yeller esmektedir.

Ali, Ayşe'nin gözündeki değerini bilmektedir ve bundan aslında rahatsızlık duymaktadır çünkü hak ettiği değerden fazla değer verilmektedir. Gördüğü ilgi ve sevgi onu bunaltmaktadır ama aslında onu bunaltan şey hak ettiğinden fazla değer verilmesidir, o ise bunun farkında bile değildir. Farkında olduğu şey kendisinin Ayşe'nin hayatının merkezinde olduğudur.

Ayşe'yi kaybetmek te istememektedir. İç güdüleri ona "eğer Ayşe diğer insanlarla iletişim içerisinde olursa belki kendisinden daha değerli bir insanı bulabileceğini" veya "kendisinin o kadar da değerli olmadığını anlayacağını" söylemektedir.

Ali'nin ne yapması gerekir? Öncelikle Ayşe'nin kendine olan bağlılığını arttırması lazım. "Kaçan kovalanır" misali kendisini "ağırdan satmaya" başlar. Daha az arar, daha az ilgi gösterir. Bu Ayşe'nin aklında bir sürü soru işareti oluşmasına ve bu soru işaretlerini çözmek için "Ali fikri" ile daha fazla haşır neşir olmasına neden olur. Bu Ayşe'de takıntı derecesinde bağlılığa neden olur.

Ali başlar Ayşe'nin kıyafetini veya dış görünüşünü eleştirmeye. Güzel bir kız ise Ayşe, onu daha normal görüntü vereceği kıyafetler giymeye veya makyaj yapmamaya zorlar. Yani dışarıdaki insanların dikkatini çekmeyecek bir şekle sokmaya çalışır.

Eğer Ayşe hem sosyal hem de güzel bir kız ise tehlike daha da büyüktür. Öncelikle Facebook sayfası ya kapatılır ya da resimler vs. kaldırttırılır. Twitter hesabı gizli yaptırılır ve takipçileri ile takip ettikleri içerisinde, her iki tarafın da tanıdığı "zararsız" erkekler dışında erkek bırakılmaz. Potansiyel tehlike arz eden kişiler külliyen yasaktır. Instagram ve diğer sosyal paylaşım site hesapları da ya kapatılır ya da Twitter hesabı ile aynı kaderi paylaşır. Bunun biraz yumuşatılmış hali ise bütün hesapların ya ortak kullanılması ya da bütün hesapların şifrelerinin kendisinde olmasıdır.

Bunun karşılığında Ali de kendi hesaplarında belli düzenlemelere gidebilir. Bu Ayşe'nin isteğiyle olabileceği gibi Ali'nin "bak ben sana söylüyorum ama ben de aynısını yapıyorum" savunmasını yapabilmesi için hazırlanmış bir kılıftır. Bir farkla; Ali'nin arkadaş listesinde Ayşe'nin tanımadığı bilmediği bayanlar olabilir ama onlar sadece "arkadaştır" ya da "kankadır".

Eğer Ayşe öğrenci ise okulda samimi olduğu erkeklerle arasında bir sınır, mesafe koyma zorunluluğu vardır. Ne de olsa Ali kendisinden pay biçip o arkadaşların potansiyel tehlike olduğunun farkındadır.

Ayşe'nin sosyal ağlardaki varlığı sınırlandırılmış, okuldaki yakın erkek arkadaş çevresi uzaklaştırılmıştır.

Ayşe'nin kız arkadaşlarından erkek arkadaşı olmayanlarla veya uzun süreli erkek arkadaşı olanlarla arkadaşlık yapmasında bir ssakınca yoktur. Ama eğer kısa süreli erkek arkadaş edinen arkadaşı var ise kesinlikle onunla da arkadaşlığını sonlandırması gerekir çünkü hem kötü örnek teşkil edebilir, hem de o erkek Ayşe'ye göz koyabilir. Veyahut o erkeğin arkadaşlarından biri Ayşe'nin aklını çelebilir.

Şu ana kadar Ayşe'nin sosyal ağlardaki hayatı, okuldaki erkek arkadaşları ve kız arkadaşları sınırlandırıldı. Bu okulla sınırlı değildir aslında. Mahalledeki arkadaşlıklar da aynı sınırlamalardan nasiplerine düşeni alırlar.

Ayşe'nin bir de ona olumsuz yönde telkinde bulunabilecek kişilerden de uzaklaştırılması gerekmektedir. Ana-baba ve kardeşler hariç yakın akraba veya tanıdırk fark etmez, Ayşe'nin bahsettiği kişiler ile samimiyeti sorgulanır ve Ayşe'ye üstü kapalı "samimiyeti azalt" telkininde bulunulur. Ali Ayşe'nin hayatının anlamı ya, Ayşe'nin şansı yoktur. Dirense de, direnmeden boyun eğse de fark etmez. Ayşe denileni yapar. Çünkü bütün bunları dikte ettirirken Ali "Senin iyiliğin için aşkım" veya "seni incitirler aşkım" demiştir.

Ayşe direnç mi gösterdi? Ali başlar hemen: "Bak senin o arkadaşın .... var ya işte o kaşar. Şununla bununla çıktı." . Aman Allah'ım arkadaşı erkeklerin gözünde "kaşar*" dı. O kaşar ise onunla arkadaşlık yaptığı için insanlar ona da kaşar gözüyle bakabilirlerdir. Arkadaşlığın bitirilmesinden başka bir yol yoktur artık.

Ayşe artık Ali'nin insafına kalmıştır.

Whatsapp veya benzeri uygulamalarda Ayşe durumunu veya son görülmeyi gizli yapamaz. Bu Ali'nin bilgisi olmadan Ayşe'nin başkaları ile konuştuğu anlamına gelir, öyle olup olmaması önemli değildir. O durum veya son görülme asla gizli olamaz. En son ne zaman görüldüğü bilgisi sık sık kontrol edilir. Eğer anormal seviyede sık online oluyor ise Ayşe'ye hesabı sorulur. Benzerini Ayşe'de yapmaya çalışır, bir karşı hamle olarak ama Ali zaten "sadece Ayşe için online oluyordur". Bu aslında biraz da doğrudur, Ayşe'yi kontrol edebilmek, kontrol altında tutabilmek için.

Telefondaki uzun konuşmalar sorun teşkil edeceğinden Ayşe artık çok sık telefon görüşmeleri yap(a)maz. Bırakın ailesine, kendisine bile bu durumu açıklayamadığı için ailesine karşı agresif olur ve içine kapanır. Özgürlüğü kısıtlanmış, kendisine güvenilmeyen, güvene değmez bir insandır o.

Aşağılama süreci ise önceleri çok yavaş ve hafif başlar.

Ayşe: Nasılsın aşkım?
Ali: İyi sen?
Ayşe: Seni özledim aşkım.:(
Ali: Cevap yok
Ayşe: Sen beni özlemedin mi yoksa?
Ali: isteksizce ve geciktirerek Özledim
Ayşe: Bana neden aşkım demiyorsun aşkım?
Ali: Hak etmiyorsun, hak ettiğinde söylerim

Bu kadar emek sarf ettiği, uğruna en temel özgürlüklerinden vaz geçtiği kişi, Ali, ona bir "aşkım" kelimesini bile çok görmüştür. Hak etmiyordu. "Acaba nerede hata yaptım" diye kendini sorgulamaya başlar. Ne yaparsa acaba Ali onu tekrar eski günlerdeki gibi önemser, sever? İlgi ve sevginin dozajı arttırılır. Bu daha da olumsuz etki yapar. İkisi de dershaneye gidiyor olsunlar örneğin:

Ayşe: Aşkım bizim dershaneye kayıt yaptırsana. Her zaman birbirimizi görürüz.
Ali: Sen ona dershane mi diyorsun? Benim dershanem daha iyi.

Ayşe bunlara direnç mi gösteriyor? O zaman kadınların en zayıf oldukları annelik hislerinin harekete geçirilmesinin vakti gelmiştir. Ali sabah yorgun ve sinirli bir ses ile:

Ali: Senin yüzünden akşam uyuyamadım.
Ayşe: Neden aşkım?
Ali: Sen biliyorsun neden olduğunu.
Ayşe: Ne yaptım aşkım?
Ali: Neden ..... yaptın/görüştün/yapmadın? noktalı yere istediğinizi koyun

Veya gidip duvara yumruk atar (veya atmış gibi yapar) veya elinde izmarit söndürür. Eli sargılıdır ve sargılı eliyle hüzünlü ve yıkılmış bir yüz ifadesi ile resmini Ayşe'ye gönderir.

Ali: Bak senin yüzünden duvara yumtuk attım. Elim kırılıyordu az daha.
Ayşe: Ahhh aşkım. Çok acıyor mu canım?
Ali: Evet, hem de çok.
Ayşe: Aşkım özür dilerim. Bir daha yapmam.
Ali: Cevap yok
Ayşe'nin aklına "sen manyak mısın? Neden öyle bir şey yaptın?" veya "kendin yaptın bana neden suç buluyorsun?" diye sormak gelmez bile.

Ayşe başlar Ali'nin sevdiği yazarların kitaplarını okumaya, dinlediği müzik türünü dinlemeye. Arada sırada melankolik takılsa "cahil" diye uyarı gelir hemen.

Ayşe kendisinin Ali'nin değer yargılarına göre bile değerli olduğunu ispata çalışır. Her şey artık değer ispatı etrafında gelişir. Ayşe artık o eski Ayşe değildir. O yeniden yaratılmış, sıkıştırılmış, kalıplara sokulmuş, özgürlüğü kısıtlanmış ama bunun bile farkında olmayan bir insandır. Ali artık onun vazgeçilmezidir.

Ne yapmalı?

İlişkiler, ilişki içerisindeki kişilerin üretkenlikleri ve nitelikleri ile doğru orantılı olarak üretken veya nitelikli bir hale dönüşür. İnsanlar da ancak özgür bırakıldıkları taktirde hem daha üretken olurlar hem de niteliklerini geliştirebilirler. O halde karşınızdaki kişiyi serbest bırakın. Bırakın da kendini ve sizi geliştirsin. Bırakın da insan olmanın, insanca yaşanan bir ilişkinin tadını çıkarsın.

Hani bir söz vardır ya "Sevdigini özgür bırak, geri gelirse o senindir. Geri gelmezse, zaten hiç senin olmamıştır" diye, aslında çok doğru bir söz her ne kadar bir çok erkek "Ne o? Güvencin mi besliyoruz?" dese de.

Ama yine de unutmayın ki bu türden ilişkiler her iki taraf için de âzap olmaktan öteye geçemez. Zaman içerisinde de her iki taraftan da bir çok değeri erezyona uğratır ve eninde sonunda her iki tarafta da bir çok hasar bırakarak sonlanır.

Eğer ilişkiniz bu seviyeye gelmişse naçizane bir tek önerim var: İLİŞKİYİ BİTİRİN. Her ikiniz için de en hayrlısı budur. İlişkiyi düzeltmek için bir şansınız belki olabilir ama gözlemlediğim şey genelde düzeltme çalışmalarının sonrasında ilişkinin hep dönüp dolaşıp başa geldiğidir. Boşuna zaman ve emek kaybı olur. Hem siz hem de karşınızdaki çok yıpranır, hırpalanır.

Anne ve Babalar ne yapmalı?

Çocuğunuzun size her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Ona yine sevgi temelli yaklaşın ama kendine olan öz güvenini sağlamasında yardımcı olun. Kesinlikle flört ettiği kişi hakkında iğneleyici veya küçümseyici bir dil, ifade kullanmayın. Evladınızı kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalırsınız. Evladınız size karşı cephe alır, sizi ezer geçer.

Bir doktordan profesyonel yardım almanız hem bu süreci en az hasarla atlatmanız hem de bir yanlışa sapmamanız açısından önemlidir.


*Kaşar: İbranice Koşer yani helâl sözcüğünden türetilmiş bir kelime olup, her istenilen şeyin yapılmasının mübah yani kabul edilebilir olduğunu imâ eden bir sözcüktür.